İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ- 12 MART 1921 - Mustafa Aktürk - Blogcu

ORDU HAMDULLAH SUPHİ TANRIÖVER İÖO 5-D SINIFI






Ana Sayfam Profilim Arşivim




HAKKIMDA



SON YAZILAR

*TUTUM, YATIRIM VE TÜRK MALLARI HAFTASI

*ENGELLİLER(günü) YILI OLSUN

* ÖĞRETMENLER GÜNÜ ( 24 Kasım )

*5. SINIF ONLİNE TÜM DERSLER

*ATATÜRK HAFTASI ( 10 - 16 Kasım )

*DOMUZ GRİBİ

*CUMHURİYET BAYRAMI

*İLKÖĞRETİM HAFTASI

*TARLA + SAKSI = ÇİÇEKLERİM

*RESİMLERİMİZ

*HERŞEYE RAĞMEN

*ORDU

*DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ VE KORUMA HAFTASI

*İSTANBULUN FETHİ

*19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI

*ANNELER GÜNÜ

* TRAFİK HAFTASI

*23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

*TURİZM HAFTASI 15 NİSAN

*MEYVELERİN FAYDALARI

*KANSER HAFTASI ( 1 - 7 Nisan )

*KÜTÜPHANELER HAFTASI ( 23 - 31MART )

*DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜ (27 MART)

*ORMAN HAFTASI (21-26 MART)

*YAŞLILARA SAYGI HAFTASI :18 - 24 MART



YAZI KAREGORİLERİ







Zıyaretcılerım











ORDU

HAMDULLAH SUPHİ


İLK ÖĞRETİM OKULU


5-D SINIFI WEB SAYFASI






















ÇİÇEKLERİM



* Blogcu Yardım
* ataberkakturk
* hulyalihayat
* onurTR ozturk
* ekolmany
* aylaogretmen
* bormadeni
* berru78esila
* gulgununmutfagi
* teknay
* lezzetvadisi
* nesrininatolyesi
* bebekorgumodellerim
* neseile
* enhaylaz


Bağlantılarım

* M.KEMAL ATATÜRK
* M.EĞİTİM BAKANLIĞI
* VALİLİK
* MİLLİ EĞİTİM
* BELEDİYE
* OKULUMUZ
* EĞİTİM SİTELERİ
* DERSİMİZ
* PEKİYİ
* ETKİNLİK PAYLAŞ
* T.YAĞMUROĞLU
* EĞİTİMHANE
* MEB DERS DESTEK
* EGİTEK
* İÖGM.
* MAVİ OKUL
* YABANCI DİL
* GÜNLÜK PLAN
* ÇOCUK SİTELERİ


ÇİÇEKLERİM






::TC Kimlik No
::Vergi Kimlik No
::SSK Hizmet Dökümü
::İnternet Vergi Dairesi
::Motorlu Taşıtlar Vergisi
::Telefon Rehberi
::ÖSYM Sınav Sonuçları
::KPSS Sonuçları
::KPDS Sonuçları
::Diğer Sınav Sonuçları
::ÖSYM Sınav Takvimi
::Milli Eğitim Bakanlığı
::Üniversiteler
::Sağlık Bakanlığı
::Emekli Sandığı
::Ssk
::Adalet Bakanlığı
::Emniyet Genel Müdürlüğü
::Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
::Bakanlıklar
::Valilikler
::Belediyeler
::Kaymakamlıklar
::Silahlı Kuvvetler
::Sivil Toplum
::Elçilik - Konsolosluklar
::Avrupa Birliği
::K.K.T.C.
::Turizm
::Son Depremler







İSTİKLAL MARŞININ KABULÜ- 12 MART 1921

  

                          

 


 






İSTİKLAL MARŞI NASIL KABUL EDİLDİ?

Türkiye’de ilk defa bir milli marş yazılması teşebbüsü, 1920’de Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü tarafından yapıldı. Maarif Vekili Dr. Rıza Nur’u ziyaret eden İsmet İnönü, Milli heyecanı koruyacak, milli azim ve imanı besleyecek, zinde tutacak bir marşın yazılmasını, ordu adına teklif etti. Yarışma Maarif Vekaletinin genelgesiyle okullara duyuruldu ve basın yoluyla da “Türk şairlerinin nazarı dikkatine” sunuldu.

 

Yarışmaya 724 parça şiir katıldı. Fakat hiçbirisi milli marş olmaya layık görülmedi. Böyle bir marşın ancak Mehmet Akif tarafından yazılabileceği ve para meselesinden dolayı yarışmaya katılmadığı da ağızlarda dolaşıyordu. Hasan Basri Bey, para meselesinin kaldırıldığını söyleyerek, Akif’in yarışmaya katılmasını sağladı. Mehmet Akif’in şiiriyle birlikte üç parça, orduya gönderilerek, asker üzerinde tesiri en fazla olan eserin tespit edilmesi istendi.Cevap olarak Mehmet Akif’in şiirinin beğenildiği bildirildi.

 

Maarif Vekaleti tarafından gönderilen İstiklal Marşı teklifi gündeme alındı. Başkanvekili Hasan Fehmi Efe’nin başkanlığındaki toplantıda ele alınan marşın tab ve tevziine karar verildi.

 

Marş, Hamdullah Suphi tarafından Meclis’te okundu. Büyük bir coşkuyla dinlenen marş, sık sık alkışlarla kesildi. Marşın kabul edilmesi, 12 Mart 1921 tarihindeki toplantının öğleden sonraki oturumunda ele alındı.

 

Akif’in marşının oya sunulması kararlaştırıldı ve “Oy birliği ile kabul edildi.” Marş teklif üzerine en son ayakta dinlendi. Kahraman orduya ithaf edilen marş, İstiklal marşı olarak kabul edildi. Akif “Onu milletime ve kahraman ordumuza hediye ettim. Zaten o milletin eseridir, milletin malıdır. Ben yalnız gördüğümü yazdım” dedi ve bu marşı Safahat’a almadı.





İSTİKLÂL MARŞI’NIN AÇIKLAMASI 

 

   Millî ve manevî değerleri coşkunlukla işleyen edebî eserler, o milleti manen kuvvetli kılar. Savaş sırasında cephedeki askere cesaret ve kuvvet, geride kalana sabır ve metanet verecek şiirlere, hikâyelere, destanlara, türkülere ihtiyaç vardır. Böyle buhranlı devrelerde, milletin şâirlerden, yazarlardan beklediği manevî destek budur.

 

    İşte Âkif, Türk milletine, cesaret, metanet, sabır aşılamak, daha doğrusu onda mevcut bulunan bu duyguları harekete getirmek üzere kaleme aldığı şiirine "korkma" sözüyle başlıyor. "Al sancak" yâni bayrak, bir milletin istiklâlinin sembolüdür. O elden ele dolaşan bir meş'ale gibi nesilden nesile sönmeden, yere düşürülmeden devredilecektir.

 

    Bayrağın sönmesi, Türk milletinin istiklâlini kaybetmesi, "yurdun üstünde tüten en son ocağın sönmesi" ise, son Türk erkeğinin ölümü demektir. O hâlde, son Türk erkeği, son nefesini vermeden, Türk istiklâlini yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zîra bayrağımız, milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir. Bize, milletimize aittir. Biz yaşadıkça onu kimse elimizden alamaz. Bu kıtada anlatılanları bir cümle ile ifâde etmek istersek; Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe, istiklâlini kimse yok edemez.

 

    Şâir ikinci kıtada; bayrağımızın o zamanki kırgın, küskün, öfkeli hâlini dile getiriyor. Türk vatanının bâzı kısımları istilâ edilmiştir. Bu yüzden bazı bayraklarımız indirilmiş, yerlerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke hâlini ifâde eder. Kaş bizim edebiyatımızda hilâle benzetilir. Sevgilinin kaşları dâima hilâl şeklinde gösterilmiştir. Sevgili de nazlı bir güzeldir. Aşıkına eziyet etmekten, onu üzmekten zevk duyar. Bayraktaki hilâl de, tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk ırkını üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği ise, gülen bir yüzdeki kaşlar gibi, hilâlin açılmasıdır. Türk milleti, bayrağımızı yine göklerde dalgalanır hâlde görmeyi arzu etmektedir. Bir aşıkm sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi, istiklâle âşık Türk milleti de istiklâlin sembolü olan bayraktan, yüzünün gülmesini, hilâl şeklindeki kaşının açılmasını beklemektedir. Bu ise milletimizin en tabiî hakkıdır. Çünkü, Türkler, istiklâlleri, bayrakları uğruna pek çok kan dökmüştür. Bu kanları bayrağa helâl etmesi için, onun da artık nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması lâzımdır. Bu kıtada, Mehmet Âkif, üstü kapalı olarak Allah'a hitap etmekte, Türk milletine bu dayanılmaz hâli, düşman istilâsını reva gördüğü için, Allah'a serzenişte bulunmaktadır. Zîra Müslüman Türk milleti, asırlarca îlâ-yı kelimetullah (Allah kelâmını, Kur'anı yüceltmek) İslâm dînini ve adaletini dünyaya yaymak için savaşmıştır (gaza etmiştir). Bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Böyle bir milletin düşman istilâsına uğraması haksızlıktır. Bu durum ancak günahkârlara reva görülebilir bir cezadır. Türk Milleti dâima Hakk'a (Allah'a) inandığı, taptığı, onun yolundan ayrılmadığı için bu cezayı hak etmemiştir. Onun hakkı istiklâldir.

 

    Üçüncü kıt'ada şâir "ben" diyor. Ancak kastettiği mânâ aslında "biz"dir. Türk milleti adına konuşmaktadır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır, dâima da hür yaşayacaktır. Ona esaret zinciri vurmaya kalkışmak çılgınlıktır. Zîra böyle bir harekete yeltenenler ağır şekilde cezalandırılır. Türk milleti, hürriyeti ve istiklâli uğrunda, önüne çıkacak her engeli aşacak kudrettedir. O böyle yüce bir gaye için, dağları yırtmak, engin denizleri taşırmak,bendleri aşmak gibi olağanüstü hareketleri başarabilecek güçtedir. Ergenekon Efsânesi, Türk'ün bu üstün vasfını ifâde etmektedir.

 

   Dördüncü kıt'ada, şâir, vatanımızı istilâya yeltenen Avrupalılar'a meydan okuyor. Yirminci asrın başında Avrupa medeniyeti artık can çekişmektedir. Ondokuzuncu asırdaki üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır. Bu yüzden tek dişi kalmış bir canavardır. Ancak Avrupa bu zayıflamış durumunu hazmedemediğinden, mevcut teknik imkânlarını seferber ederek, topuyla, tüfeğiyle bizi yok etmek gayretindedir. Avrupa medeni imkânlarını, Türklüğü dünya haritasından silmek için, bir vasıta olarak kullanmaktadır Mehmetçiğin süngüsüne topla, tüfekle cevap vermektedir. Avrupalı kendini çelik zırhlarla korurken Mehmetçik, onun modern silâhlarına îman dolu göğsüyle karşı durmaktadır. Bu silâhlarıyla, Avrupalı, kudurmuş bir canavar gibi uluyarak, kahraman Türk ordusunu sindirmeğe çalışmaktadır. Şâir, askerlerimize, bu artık eski gücünü kaybetmiş, zâlim, Müslüman Türk düşmanı, haçlı ordularından korkmamalarını, îman dolu bir göğsün, en modern silâhlara karşı koyabileceğini haykırıyor. Neticede Mehmet Âkif, haklı çıkmış, Avrupa medeniyeti îrnanlı Türk askeri karşısında gerilemeğe mecbur edilmiş, bir kısmı Akdenize dökülürken, bir kısmı da bayrağımızı selâmlayarak, memleketimizi terketmiştir.

 

    Beşinci kıt'ada, şâir yine kahraman Türk askerine hitâp ediyor Türk yurduna alçakları (düşmanları) uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini tavsiye ediyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler, düşmana mâni olacaktır. Bu kıt'ada "uğratmak" sözü de tesadüfen kullanılmış değildir. Şâir bu sözü, "Düşman yurdumuza girmesin", "Onu yurda sokma" mânâsına kullanmamıştır. "Uğramak" bir yerde çok kısa bir süre için bulunmaktır. Mehmet Âkif, düşmanın çok kısa bir süre için de olsa, yurdumuzda bulunmasına müsamaha edilmemesini Türk askerinden islemektedir. Şâir, bu hayâsızca akının uzun sürmeyeceğine, Allah'ın Türk milletine (Kur'ânda) vaadettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bu îmanını, orduya da aşılamak arzusundadır.

 

    Altıncı kıt'ada da şâir, Türk ordusuna vatanın kutsiyetini hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük fark vardır. Toprağı vatan hâline getiren onu elde etmek ve korumak için şehit olan atalarımızın, o topraktaki mezarlarıdır. Kısacası alelâde toprak büyük bir değer taşımaz. Ama vatan toprağı, uğrunda şehit olan atalarımızın kaniyle sulanmış olduğu, şehit mezarlarıyla dolu bulunduğu için mukaddestir.

Bu vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde vardır. Ancak şehit atalarımızın mezarları sâdece bu vatanın üzerinde mevcuttur. Bu yüzden vatanımızı korumak için seve seve canımızı veririz. Yedinci kıt'ada da, aynı duygu ve düşünceler işleniyor. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanın ruhu, dini inançlarımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz, bu vatan topraklarında yattığı için, vatanımız da cennetten farksızdır. Bu vatan topraklarının her tarafı şehit mezarlarıyla baştan başa doludur. O kadar ki, toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Bu yüzden de, bu vatan bizim en mukaddes, en sevgili varlığımızdır. Canımızı, canımızdan çok sevdiğimiz insanları, varımızı yoğumuzu Allah'a seve seve veririz. Esasen her şeyi bize veren Allah'tır. İstediği zaman da elimizden alır. Onun emrine karşı gelmek, isyan etmek aklımızdan geçmez. Fakat Allah'tan bir tek dileğimiz vardır: O da bizi yaşadığımız sürece vatanımızdan ayrı düşürmemesidir.

 

    Şâir, sekizinci kıt'ada Allah'a hitâp ediyor. Şâirin Allah'tan yegâne dileği, mabedinin göğsüne yabancı (düşman) eli değmemesidir. Camilerimiz ve mukaddes saydığımız bütün varlıklarımıza düşman eli değmemelidir. Bu ezanlar ebediyen, Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Ezan sesi hiçbir zaman susmamalıdır. İslâmiyetin beş şartından biri de kelime-i şahadet getirmek, yani "eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü" demektir. Günde beş vakit okunan ezan'ın mâna ve muhtevası içerisinde kelime-i şahadet de vardır. Bir insanın Müslüman olması için kelime-i şahadet getirmesi şarttır. Ezan ve kelime-l şahadet olmayınca, İslâmiyet de olmaz.

 

    Dokuzuncu kıt'ada, ezan sesleri, yurdumuzun üstünde inlediği müddetçe şehitlerimizin de ruhlarının şâdolacağına işaret ediliyor. Ezan sesi, sadece yaşıyanlara değil, ölülere, hattâ onların mezartaşlarına bile tesir eden yüce bir mânâ taşır. Şehit atalarımızın maddeden tecerrüd etmiş (sıyrılmış) ruhları yerden fışkırarak ezan sesiyle ayağa kalkacak ve arşa yükselecektir.

 

    Son kıt'ada şâir, zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalanmakta, şafağın kırmızılığıyla  adetâ yarış edercesine, gök yüzünü Kızıl renge boyamaktadır. Türk ırkı, yeniden hürriyetine ve istiklâline kavuşmuştur. Artık onun için yıkılmak, yokolmak düşünülemez. Bayrağımız göklerde dalgalanmaya başladığı için, şehitlerimizin kanlarını helâl edebiliriz. Zira, hedefe ulaşılmış, yüce gaye gerçekleşmiştir. Kısacası zafer kazanılmıştır. Esasen bu Allah'a tapan ve doğruluktan ayrılmayan büyük Türk milletinin en tabiî hakkıdır.

 

    Böylece Şâir, şiir boyunca vatanımızın kutsiyetini, istiklâlin mânâ ve ehemmiyetini bu uğurda canım vermenin her Türk askeri için, bir borç olduğunu ifâde etmiştir. Son kıt'ada da kahraman Türk ordusuna çok yakında gerçekleşeceğini ümit ettiği, büyük zaferin heyecanını yaşatmak suretiyle, onun manevî gücünü son noktasına ulaştırmayı başarmıştır.


İstiklal Marşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin milli marşıdır.


 




İSTİKLÂL MARŞI NEDİR, NE ANLAMA GELİR?


Sözleri Mehmet Akif Ersoy'un bestesi Osman Zeki Üngör'ündür. 12 Mart 1921'de TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin, Milli Marşı olarak kabul edildi. 


İstiklal Harbi'nin en heyecanlı günlerinde toplumu biraraya getirici ve ortak duygularını canlandırıcı bir milli marş gereksinimini gidermek amacıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenledi. Bu yarışmaya 724 şiir katıldı. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Mehmet Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine Kahraman Ordumuza adadığı şiirini yarışmaya soktu. TBMM'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda Mehmet Akif'in şiiri milli marş olarak kabul edildi.


Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930'da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu.



4. Uluslar arası Türkçe Olimpiyad’ı töreninde İstiklal Marşımızı coşkuyla okuyan küçük kız Suğra Bal, seyredenleri gözyaşlarına boğdu.








MEHMET AKİF ERSOY’A MEKTUP YAZMA ETKİNLİĞİNDEN

 

 

Sayın Mehmet Akif ERSOY ;

 

 

Eşsiz vatanımızın en sıkıntılı ve kötü günlerinde Kendinizi istiklal ve istikbal mücadelesine adayarak adınızı Tarihimize geçirmiş bulunmaktasınız. Türk Milleti sizin kararlı mücadele azminizle, vatanseverliğinizle, örnek kişiliğinizle milli mücadeleye katkınızı her zaman takdir edip sizinle gurur duymaktadır. Sizin Millet sevginizden, bağımsızlık inancınızdan, bilgi ve birikiminizden ve mücadele azminizden öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. İstiklâl Marşımızdaki mısralarınız ve  diğer eserleriniz geçmişte olduğu gibi, gelecekte de bizim dünyamızı aydınlatmaya devam edecektir.

 

 

Vatanımız işgal altında iken ve Milletimizin kurtuluş mücadelesi vermesi aşamasında eserlerinizden alınan ilhamın etkisi çok büyüktür. Eserlerinizle Türk Milletini ortak değerlerde buluşturarak milli birlik ve beraberliğin oluşmasını sağladınız. Milli ruhumuzun uyanışında ve özgürlük mücadelesine dönüşmesinde, sizin vatan ve bayrak aşkını haykıran mısralarınızın katkısı çok büyüktür.

 

 

Sizin sadece  İstiklal Marşımızı yazdıktan sonra meşhur olmadığınızı biliyorum,  Vatanımız işgal altındayken Halkı camilerdeki vaazlarınızla milli mücadele için coştururken, cephede üzerinde üniforması olmayan, yiyeceği kıt , her türlü mahrumiyet içindeki kahraman Mehmetçiğimizin ruhlarını nasıl canlandırdığınızı biliyorum.

 

İstiklal Marşımızın her satırı, kanla ve inançla, sabır ve dirençle kaleme alınmıştır. İstiklal Marşımız Örnek bir dirilişin bağımsızlık ve hürriyet mücadelesinin önemli bir  ilham kaynağı olmuştur. Ayrıca istiklal marşımızın seçilmesi için düzenlenen yarışmada verilen maddi ödülü kabul etmediğinizi de biliyorum çünkü siz vatan sevgisini , milli duygularınızı her şeyin üzerinde tuttunuz. Bu davranış biçimiyle milli duyguların ve vatan severliğin maddiyatla ölçülemeyeceğini herkese göstererek örnek bir tavır sergilediniz.

 

Sizin eserlerinizi okudukça, sizi tanıdıkça  kendi değerlerimizi daha iyi anlıyorum. Sizin eserlerinizi, fikirlerinizi, kişiliğinizi anlamak ve anlatmak Bizim önemli bir sorumluluğumuzdur.

Saygılarımla……




ATABERK AKTÜRK

Balıkesir Mehmetçik

İlköğretim Okulu 


 

BAYRAK


 

Ey, mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü!
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü;
Işık ışık, dalga dalga bayrağım;
Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım;
Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım.
Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder
Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar?
Yurda ay yıldızının ışığı yeter.
Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün,
Kızıllığından ısındık.
Dağlardan çöllere düşürdüğü gün,
Gölgene sığındık.
 Ey, şimdi süzgün rüzgarda dalgalı,
Barışın güvercini, savaşın kartalı,
Yüksek yerlerde açan çiçeğim,  
Senin altında doğdum, senin altında öleceğim!
Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;
Yeryüzünde yer beğen;
Nereye dikilmek istersen
Söyle, seni oraya dikeyim!






Mehmet Akif Ersoy’un


Hayatını anlatan güzel bir belgesel…  


 İstiklal Marşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin milli marşıdır. 

Sözleri Mehmet Akif Ersoy'un bestesi Osman Zeki Üngör'ündür. 12 Mart 1921'de TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin, Milli Marşı olarak kabul edildi. 

İstiklal Harbi'nin en heyecanlı günlerinde toplumu biraraya getirici ve ortak duygularını canlandırıcı bir milli marş gereksinimini gidermek amacıyla Maarif Vekaleti, 1921'de bir güfte yarışması düzenledi. Bu yarışmaya 724 şiir katıldı. Kazanan güfteye para ödülü konduğu için önce yarışmaya katılmak istemeyen Mehmet Akif, Maarif Vekili Hamdullah Suphi'nin ısrarı üzerine Kahraman Ordumuza adadığı şiirini yarışmaya soktu. TBMM'nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda Mehmet Akif'in şiiri milli marş olarak kabul edildi.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930'da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Zeki Üngör'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. 

Marşın armonileşmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı. Şiir 9 dörtlük ve 1 beşlikten oluşur. İlk iki dörtlük İstiklal Marşı'nın güftesi olarak söylenir.
 


 


İzlemek için


>>>
TIKLAYIN<<<




Tarih: 11.3.2009 Kategori: EĞİTİM
Yorum yaz





<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



© 2009 makturk.Blogcu.com ** Html kodlama M.AKTÜRK **

BLOG DESİNG BY REDBUTTERFLY






Çanakkale Şehitlikleri - Tarihi Gelibolu Yarımadası Sanal Turu İçin Resim'e yada Yazıya Tıklayınız...







-->